Enerji düşünce kuruluşu Ember tarafından yapılan derinlemesine analizler, küresel yenilenebilir enerji sektöründe, özellikle güneş ve rüzgâr enerjisi alanında, emsalsiz bir büyüme ivmesinin devam ettiğini ortaya koyuyor. Ancak bu güçlü ilerlemeye rağmen, dünya hükümetlerinin belirlediği 2030 hedeflerinin, COP28’de taahhüt edilen üç kat kapasite artışı hedefine ulaşmakta yetersiz kaldığı görülmektedir. Bu durum, teknik yeterlilik ile siyasi irade arasındaki belirgin farkı gözler önüne sermektedir.

Kapasite Artışında Zirve Yılı: 2025

2025 yılı, yenilenebilir enerji kapasite artışında yeni bir rekorun yılı olmaya hazırlanıyor. Ember’in projeksiyonlarına göre, yıl sonunda küresel ölçekte tam 793 GW’lık yeni yenilenebilir enerji kapasitesi devreye alınacak. Bu, bir önceki yıl olan 2024’e kıyasla %11’lik sağlam bir artışı temsil etmektedir.

Bu büyüme trendi, son yıllarda yaşanan olağanüstü sıçramaların bir devamıdır. Sektör, 2022’de %66, 2023’te %22 ve 2024’te %11 gibi dikkat çekici büyüme oranları yakalamıştır. Bu üç yıllık dönemdeki ortalama %29’luk yıllık artış, yenilenebilir enerji teknolojilerinin küresel enerji sisteminde ne denli hızlı bir şekilde baskın hale geldiğini göstermektedir.

Güneş ve Rüzgârın Büyüme Dinamikleri

2025’teki kapasite artışının itici gücü iki temel kaynaktır:

  1. Güneş Enerjisi: En büyük katkıyı sunmaya devam eden güneş enerjisi, 2025 yılında %9 büyüme ile sektöre damgasını vurmaktadır. Düşen panel maliyetleri ve kolay kurulum, güneşin küresel enerji karışımında ana oyuncu olarak yerini sağlamlaştırmaktadır.
  2. Rüzgâr Enerjisi: Rüzgâr enerjisi ise %21’lik çok daha keskin bir artışla ikinci sırada yer almaktadır. Özellikle büyük ölçekli kara ve deniz üstü projelerin olgunlaşması, rüzgârın potansiyelini artırmaktadır.

Çin’in Tek Taraflı Liderliği

Küresel kapasite artışının ezici çoğunluğu Çin Halk Cumhuriyeti tarafından gerçekleştirilmektedir. Çin, yeni güneş kapasitesinin %66’sını ve yeni rüzgâr kapasitesinin %69’unu kurarak, bu alanda diğer tüm ülkelerin toplamını geride bırakan bir liderlik sergilemektedir. Çin’in bu devasa üretim ve kurulum hızı, küresel hedeflere ulaşılabilirlik açısından hayati önem taşımaktadır. Ancak aynı zamanda, küresel enerji dönüşümünün büyük ölçüde tek bir ülkenin politikalarına ve üretim kapasitesine bağımlı hale geldiği riskini de beraberinde getirmektedir.

Hedeflere Ulaşmanın Teknik İmkânı ve Siyasi Zorluğu

Ember’in analizi, teknik açıdan 2030 hedefine ulaşmanın son derece mümkün olduğunu göstermektedir. Eğer 2026-2030 yılları arasında yıllık büyüme oranı %12 seviyesinde tutulabilirse, küresel yenilenebilir enerji kapasitesi üç katına çıkarılabilir. Oysaki 2023-2025 arasında elde edilen ortalama %29’luk büyüme oranı düşünüldüğünde, bu %12’lik artış oranı oldukça muhafazakar kalmaktadır.

Ancak, bu teknik potansiyel, ulusal hükümetlerin planlarındaki isteksizlik nedeniyle boşa çıkma tehlikesiyle karşı karşıyadır. COP28’deki iddialı hedeflere rağmen, hükümetlerin 2030 için belirlediği ulusal taahhütler (NDC’ler) 2022’den bu yana sadece %8’lik mütevazı bir artış göstermiştir.

Bu durum, ABD gibi bazı büyük ekonomilerin hedeflerini düşürmesiyle (revize etmesiyle) daha da karmaşık hale gelmektedir. Çin ise kendi 2025 iklim planları doğrultusunda hedeflerini artırarak pozitif bir istisna oluşturmaktadır.

Sonuç olarak, küresel yenilenebilir enerji sektörü, gerekli olan hızı ve teknolojik kapasiteyi kanıtlamıştır. Ancak bu büyüme eğiliminin sürdürülmesi ve 2030 hedefine ulaşılması için, uluslararası toplumun siyasi liderlerinin acilen harekete geçmesi, ulusal hedefleri küresel hedeflerle uyumlu hale getirmesi ve yeşil enerji yatırımlarının önündeki bürokratik engelleri kaldırması gerekmektedir. Aksi takdirde, rekor büyüme oranları bile yetersiz kalacaktır.